29 Mart 2011

Ev Yapımı Peynir


Sonunda evde peynir de yaptım! Gerçi çok da basit bir şeymiş, akşam yemeği hazırlamaktan daha kolay hatta :). Tabii, tam yağlı inek peyniri gibi bir şey elde etmiyorsunuz, elde ettiğimize lor peyniri demek en doğrusu sanırım. Peynir ustası değilim, yemeyi çok severim o ayrı, yine de lor peyniri böyle yapılıyor bildiğim kadarıyla. Burada en önemli unsur kullandığınız süt tabii ki. Mümkünse çiğ süt kullanmak lazım. Eski usul, ineği olan birinden, mandıradan, çiftlikten vs işlenmemiş süt almak gerekiyor. Herkesin tanıdığı biri vardır mutlaka bu şekilde süt alan. Ben daha önce bahsettiğim gibi Gündönümü çiftliğinden alıyorum. Böyle bir imkanınız yoksa günlük süt kullanmak en iyi sonucu verir. Karton kutuda, üstünde UHT yazan pastörize sütlerle alacağınız sonucu hiç bilemem, zira o sütlükten çıkmış bir sıvı kanımca. En basit şekilde anlatırsak, peynir şöyle yapılıyor: Sütün kesilmesini sağlıyorsunuz, tülbentten geçiriyorsunuz, tülbentte süzülmeye bırakıyorsunuz. Peynir oluyor.

Detayına gelirsek. Birinci konu sütün kesilmesini sağlamak. Ben, yayvan bir çelik tencerede kaynattığım çiğ sütü buzdolabına koydum. Bir hafta sonra baktığımda, sütten ayrışmış, süzme yoğurt görüntüsünde bir tabakayla karşılaştım. Görüntüsü, kıvamı, kokusu süzme yoğurda benziyor. Sütü dolaba koymazsanız bu kendiliğinden kesilme işlemi daha çabuk olur tabii. Bu şekilde kendiliğinden kesilmiş sütünüzü peynir yaparak değerlendirebilirsini. Veya peynir yapmak için süt alıp kendiniz kestirebilirsiniz. Bunun için birkaç yöntem var. Biri süte birkaç tatlı kaşığı sirke katmak, bir diğeri aynı şeyli limonla yapmak. Bir diğeri de ayran katmak. Sütü tencereye alıp, sirke veya limon katarak kaynatmaya başlıyorsunuz. Kendiliğinden kesilmişse doğrudan kaynatmaya başlıyorsunuz. Sütünüz kesilip içinde peynir topakları oluşmaya başlıyor. Kaynayan sütü ocaktan alıyoruz. Bir süzgecin içinde tülbent koyuyoruz. Süzgecin altına da geniş bir kap koyarsanız peynir altı suyu ziyan olmaz. Kesik sütü tülbende döküyoruz. Süzgeçten çıkan suya peynir altı suyu deniyor ve sağlığa çok faydalı olduğu biliniyor. Ayrıca ekmek yaparken su yerine bunu kullanırsanız lezzeti harika oluyor. Bu şekilde biraz süzgeçte bırakıp süzülmesini bekliyoruz.

İçine biraz tuz ekliyoruz ve tülbendi bağlayıp iyice sıkıyoruz. Daha sonra balkona bir kap koyuyoruz, üstüne süzgeci ve bağladığımız tülbendi koyuyoruz. Süzgecin altına kap koymamızın sebebi süzülen suların yerleri kirletmemesi sadece. Üstüne bir ağırlık koyuyoruz. Bir şişeye su doldurup koyuyorum ben. Bu şekilde bırakıyoruz. Sabah kalkıp tülbendi açıyoruz ve karşımızda lor peynirimiz!

Bu peyniri dilim dilim kesip üstüne baharatlar döküyor, biraz da zeytinyağı gezdiriyor ve kahvaltı sofrasına getiriyorum. İsterseniz ufalayıp baharatlandırarak da kullanabilirsiniz. Ev yapımı peyniriniz, son derece sağlıklı bir şekilde tüketime hazır! Afiyet olsun!

Etiketler:

30 Aralık 2010

YILBAŞI MÖNÜSÜ


Yeni yılda beraber olamayacağımız arkadaşlarımla erken yeni yıl kutlaması yaptık. Şimdi herkes yarın akşam için neler hazırlayacağını düşünürken, bu yılbaşı mönüsünü paylaşmak iyi olur diye düşündüm. Tabii yılbaşında hindi yemek ilk akla gelen. Ama bütün bir hindiyi pişirmek zor bir iş. Çok kalabalık da değilseniz fazla geliyor. Ben onun yerine et yemeğini tercih ettim. Bu yemekleri yapmaya 16.30 gibi başladım. Yani çok vakit almıyorlar. Mönümüz şöyleydi:

-Patlıcan salatası

-Kabaklı havuçlu meze

-Yeşillik salatası

-Peynir tabakları

-Biscuit ekmek

-Kajulu stragonof

-Kestaneli pilav

-Vişneli-Böğürtlenli çikolatalı pasta

Yeni yıl sofrasını kurarken süslemeyi istediğiniz kadar abartabilirsiniz :). Ben sade bir sofra hazırladım. Kırmızı büyük kağıt peçeteler, kırmızı boncuklu yılbaşı ağacı süsleri ve yılbaşı ağaçlarına asılan toplardan kullandım. Renkleri sınırlı tutmakta fayda var. kırmızı ve altın rengi gibi iki renk seçilebilir mesela.



Kajulu Stragonof için malzemeler:

500 gr stragonof

100 gram kaju

2 kuru soğan

300 gr mantar

1 kaşık nar ekşisi

2-3 kaşık soya sosu

1 et suyu tableti

1 kesme şeker

Rendelenmiş soğanı ve eti kavuruyoruz. Bir süre sonra ikiye bölünmüş mantarları da içine ekliyoruz. Bunlar ne kadar kavrulursa o kadar iyi. Diğer malzemeleri eklemeden pişmeye yakın hale gelmiş olması iyi olur. Daha sonra soya sosu, nar ekşisi ve üstünü geçecek kadar su ekleyerek pişmeye bırakıyoruz. (Sulu bir yemek olacağını düşünerek suyunu ayarlayın) Tuzunu karabiberini ekleyip, bir de kesme şeker atıyoruz. Suyu kaynayınca isteğinize göre 1 tablet et suyunu da yemeğe ekliyoruz. Ve pişmeye bırakıyoruz. Altı kısık olarak uzun süre pişerse lezzeti daha güzel olur. Ben yemeği yaptıktan sona, altı açık, kapağı kapalı olarak misafirlerim gelene kadar ocakta bıraktım. Tabii bunu daha erken yapma şansınız varsa, dinlenmiş et yemeğinin tadı daha güzel oluyor. Yemeğe son olarak, kajuları bütün olarak atıyoruz. Baştan atınca çok yumuşayabilir. Pişmesin yakın atarsanız, hem yemeğin tadını alır hem de çok yumuşamaz. Çukur tabakta suyuyla servis ediyoruz.


Kestaneli Pilav için malzemeler:

3,5 bardak pirinç

5 bardak su

2 kaşık tereyağı

2 kaşık zeytinyağı

1 kase haşlanmış ayıklanmış kestane

1 paket dolmalık fıstık

1 çay kaşığı tarçın

1 kaşık rendelenmiş soğan

Tuz, karabiber

Soğanı biraz tat vermesi için koyuyorum, çok az yeterli. Tereyağını eritip, zeytinyağını da ekliyoruz. Yağını istediğiniz ölçüde ayarlayabilirsiniz. Soğanı ve dolmalık fıstığı koyup kavuruyoruz. Pirinci ekleyip biraz kavuruyoruz. Daha sonra suyunu, karabiberi (biraz bolca), tarçın ve tuzunu ekleyip pişirmeye bırakıyoruz. Üstü göz göz olunca, altını kapayıp, haşlayıp ayıkladığımız kestaneleri pilavın üstüne ekleyip beraber demlenmeye bırakıyoruz.



Vişneli-Böğürtlenli Çikolatalı Pasta için malzemeler:

Kakaolu hazır pasta tabanı

200 gr krema

200 gr bitter çikolata

Bir kase vişne

Bir kase böğürtlen

Islatmak için süt

Kremayı ısıtıyoruz, kaynamadan altını kapatıyoruz. İçine kırdığımız çikolataları koyup karıştırarak eritiyoruz ve buzdolabına koyuyoruz. Vişneleri ve böğürtlenleri çözülmesi ve suyunun akması için bir süzgece koyuyoruz. Altına bir kase koyarsanız suyu boşa gitmez, keki ıslatmakta kullanabiliriz. Krema ve çikolatayla hazırladığımız ganaj sürülebilecek kıvama gelince (1 saat kadar dolapta kalması yeterli olur) kekimizi süt ve vişne suyu karışımıyla ıslatıyoruz. Arasına ganaj sürüyoruz ve üstüne meyvelerin yarısını koyuyoruz. Yine ıslattığımız keki üstüne kapıyoruz. Pastanın etrafını ganajla kaplıyoruz. Sütünü meyvelerle süslüyoruz. Dolaba koyup, servis edene kadar bekletiyoruz. Alternatif olarak, vişneli çikolatalı pasta tarifine de bakabilirsiniz.

Herkese sofralarının yemeklerle ve sevdikleriyle dolup taştığı bir yıl dileğiyle :)

Etiketler:

27 Ağustos 2009

FIRINDA KABAK (YUNAN USULÜ)


Sebze yemeyi çok seviyorum ve her gün sebze yemezsem de kötü hissediyorum. Ama mevsim sebzeleri sınırlı olunca hep aynı tarifleri yapmaktan da sıkılıyor insan. Ben de çok sevdiğim yaz sebzeleri için başka nasıl tarifler bulabilirim diye bakarken aklıma Yunanistan’a gittiğimde aldığım yemek kitabı geldi. Genelde çok benzer damak tatlarımız olduğundan, coğrafya gereği aynı sebze meyveleri kullandığımızdan pek çok tarif buldum. İlk olarak denediğim bu oldu. Gerçi malzemeyi biraz bol tutunca tepsiye koyma şeklim oradakinden biraz farklı oldu, bir de tarifte olmayan dereotunu ekledim.

Malzemeler
1 kilo kabak
2 domates
5-6 dal nane
3-4 dal dereotu
4 diş sarımsak
Bir kase ufalanmış beyaz peynir
Kızartma için yağ
Tuz-karabiber

Kabakları boylamasına kesiyoruz. Benim gözüme çok uzun geldiği için ortadan ikiye de böldüm. Kabakları hafifçe kızartıyoruz. Kızarmış kabakları bir fırın kabına alıp, üstüne rendelenmiş domates, kıyılmış sarımsak, doğranmış nane ve dereotunu döküyoruz. Benim kabaklar çok olduğu için, tüm sos üstte kalmasın diye, her ne kadar aradan aşağılara inecek olsa da, malzemelerin bir kısmını (peynir dahil) döktükten sonra hafifçe karıştırdım. Gerisini üstüne döktüm. Beyaz peyniri de üstüne koyuyoruz ve orta ısıda bir fırında yarım saat kadar pişiriyoruz. En üste çokça nane yaprağı koymuşum, onlar kurumuş tabii. Resimde de gözüküyor. Yani otları önce koyup domatesi üstüne dökmek daha iyi olabilir.
Sıcak veya soğuk servis edilebiliyor. Hafif ve farklı bir yaz yemeği oluyor.

Bu arada kırmızı biberlerin de tam zamanı. Kaçırmayın derim. Ben ocakta değil fırında közlüyorum. İşi epey kolaylaştırıyor. Soyduktan sonra zeytinyağı, sirke, bol sarımsak, tuz ve karabiberle yaptığım sosu da üzerine döküyorum. Tam en etli ve en tatlı oldukları zaman. Alternatif bir salata olarak sofraya koymak lazım.
Herkese afiyet olsun

Etiketler:

19 Kasım 2008

Doğumgünü Sofrası


Merhaba,
Uzun zamandır yazamıyorum. Bunun iki sebebi var. Biri, düğünden sonra aldığım kilolar sağolsun, sebze, salata ve ızgara dışında yemek pişirmemeye çalışmam. Hele kekler, pastalar, kurabiyeler, özellikle uzak durmaya çalıştıklarım :) İkincisi çok yoğun çalışıyor olmam. Ara sıra değişik tarifler denesem bile, resimlerini çekiyorum ama sonra eklemeye vakit bulamıyorum. Ama bir şeyler yazmak istedim yine de. Tabii hâlâ bu sayfaya gelip bakan kaldı mı onu bilemiyorum :)
Yukarıda gördüğünüz, doğumgünümde evde hazırladığım sofra. Gördüğünüz gibi sıcaklar yok. Arkadaşlarımı akşam çağırdım. Daha çok meze ve zaytinyağlı tarzı yemekler hazırladım. Açık büfe tadında :)
Masadakiler: Mercimek köftesi, Çerkez Tavuğu, Kuru Börülce Salatası, Tavuklu spiral börek, Zeytinyağlı Sarma, Makarna salatası, Fesleğenli Patates Salatası ve Kabaklı-Havuçlu meze.


Bunlar içinden sunmayı en sevdiğim patates salatası sanırım. Çaya misafir geldiğinde de güzel oluyor. Bildiğiniz patates salatası malzemeleri aslında. Ama patatesleri haşladıktan sonra, eziciyle veya çatalla ezerek püremsi bir hale getiriyorsunuz. Zeytinyağı, tuz, karabiber, sarımsak tozu ve limonu koyarak karıştırıyorsunuz. Ben içine bol fesleğen koyuyorum. Taze fesleğen ama. Fesleğen, dereotu, taze soğanı doğrayıp ezilmiş patetesin içine kaşıkla karıştırıyorum. Yani onlar ezilmeyecek içinde :) Sonra bir kek kalıbına streç film yayıyorum. Streç film kenarlardan epeyce taşsın çünkü patatesi içine koyarken aşağı çekiyor streç filmi. Patates karışımını içine koyup bastırıyoruz ve üstünü düzeltiyoruz. Buzdolabında 1-2 saat bekledikten sonra, servis tabağına ters çevirerek kalıptan çıkarıyoruz. Ben üstünü kırmızı biberle süslüyorum. Bildiğimiz patates salatasının farklı bir sunumu, böyle günlerde yemesi ve servisi de daha kolay oluyor.

Bir de kabaklı-havuçlu mezeyi çok seviyorum. Bu oldukça basit, çok çabuk yapılabilen bir meze. 1 kabak ve 1 havucu rendeleyip, zeytinyağı ve 3 diş rendelenmiş sarımsakla tavada kavuruyoruz. Suyunu çektikten sonra, 3-5 kaşık yoğurt, dilerseniz çok az mayonez ve tuzla karıştırıyoruz. İçine iri çekilmiş ceviz ve ince doğranmış dereotu da ekliyoruz. İşte meze hazır. Soğuk olarak servis ediyoruz. :)

Afiyet olsun!

Ah, bu da pastam :)

Etiketler:

18 Ağustos 2008

Yaz Sofrasının Düşünürdükleri -Kabak Çiçeği ve Domates Kızartması ile Közlenmiş Biber



Aslında bu siteyi açarken amacım, her gün evdeki malzemelerle doğaçlama yaptığım ve sonradan unuttuğum yemekleri hatırlayabilmek ve paylaşabilmekti. Ama bir baktım ki, çoğunlukla tatlı tariflerini yayınlamışım. Aslında tatlı tarifleri sitesi diye sınırlamamıştım kafamda, mutfağa girip buzdolabını açtığımda, garip bir önseziyle birbirine yakışacağını düşündüğüm şeyleri alıp çıkardığımda, ortaya çıkanları paylaşmak istemiştim. Ama herhalde tatlılar daha çekici gelince, en çok onlara yer vermişim.
Bu sefer de yazlık bir sofrayı paylaşayım dedim. Mutfakta kızartmayla geçecek dakikalar biraz sıcak olsa da, sonra sevdiklerinizle balkona kurulup bunların tadını çıkarmak çok keyifli oluyor :).




Kabak çiçeğini, çocukluğumdan beri bilirim. Babaannem pazarda alışveriş yaptığı tezgaha siparişini verir, sonraki hafta gider kabak çiçeklerini alırdı. Kabak çiçeği dolması ve kabak çiçeği kızartması yapılırdı bunlardan. Biz tabii pazarları, hatta neredeyse manavları unutmaya yüz tutmuş bir zamanda yaşıyoruz. Gittiğimiz koskocaman, apaydınlık, ve o beyaz ışıklar ve tonla mal içinde aslında epeyce de soğuk süper, mega, hiper marketlerde ne görürsek ondan ibaret sayıyoruz alınabilecekleri. Mahallenin bakkalı, manavı, kasabı artık tarihin tozlu sayfalarına yol almak üzere. Neyse ki ben bunların bir nebze yaşadığı bir yerde, bakkalın, manavın size isminizle hitap ettiği, sadece iyi sebze meyveyi verdiği, komşuların hâlâ birbirine yardım ettiği, ara sıra toplanıp beraberce pazara gittiği bir yerde yaşıyorum. Ne var ki şu zaman denen uçucu şey ve nedense hiç bitmeyen yoğunluklarımız arasında pazara gitme vaktimiz pek olmuyor. Böylece, haftaya kabak çiçeği dolması yapacağınız için sipariş vereceğiniz bir mananız da pek olmuyor.


Neyse, şu tupturuncu kabak çiçekleri nerelere götürdü zihnimi... İşte çocukluğumdan kalan anılarla evde kabak çiçeği pişirebilmek isteği varken içimde, yine o soğuk mu soğuk dev marketlerden birinde sonunda buluştuk turuncu çiçekle. Alıp eve geldim. Dolmasına pek yeltenmedim. Kızartmadan yana kullandım oyumu. Kızartma için güzel bir sos hazırlamak gerekiyordu. Hazırladım. Ama kabakçiçeğim bittiğinde epeyce sos artmıştı. Eh, ben öyle mutfakta artan sosları dökebilecek biri değilim malum. Bakındım, bakındım; gözüme küçük domatesleri kestirdim. Benimkiler leopar domateslerdi :). Üstlerine yeşil çizgileri olan, tam olgunlaşmış kıpkırmızı domateslerden daha sert, biraz daha ekşi belki. Ama şöyle güzel bahçe domatesleriyle, kokteyl domates diyorlar sanırım şimdi onlara, bahçe domatesinin nesi varsa, işte onlarla gayet rahat uygulanabilir. Sonuçta domates kızartmaları daha çok beğeni topladı, daha hayretle karşılandı. Tabii kabak çiçeğinin mevsimi çok kısa olduğundan, mutfakta daha kalıcı olmaya aday bir tarif de oldu. İşte size sosun tarifi. Domates kızartmaları da, kabak çiçeği kızartmaları da pek yakışıyor balkona :).

Malzemeler:

Bahçe Domates
Kabak çiçeği

Sosu:
1 şişe soda
1 yumurta
1 tutam dereotu
Aldığı kadar un
Tuz,karabiber

Kabak çiçeklerinin iç kısmını çıkarıp yıkayalım. Kağıt havluyla suyunu alalım. Sosu için, soda, yumurta, doğranmış dereotu, tuz, karabiberi karıştıralım ve sonra bulamaç gibi bir kıvam olacak şekilde unu ekleyelim. Aslında mücver içi hazırladığımız sos gibi oluyor. Sadece içine kabak koymuyoruz da kızartacaklarımızı içine batırıyoruz. Kabak çiçeklerini bu sosa bulayarak kızgın yağda kızartalım. Bu sosa batırıp kızartınca çok güzel bir rengi oluyor bence, insana pek çekici geliyor.

Domatesler içinse, yıkadığımız domatesleri kabuklarını soymadan ortadan ikiye bölelim. Tabii bunun için domateslerinizin küçük olması lazım. Yine kızgın yağda, üstü altın sarısı olana kadar kızartalım. Üstünün sosu çabucak kızarıyor, domatesler de içinde diri, taze ve sulu kalıyor. Sanırım en güzel yanı da bu oluyor.
Kağıt havlu üzerine almayı tercih ediyorum kızartmaları. Ne kadar yağını emse kârdır diye düşünüyorum. Tabii servis ederken kâğıdı altıdan alıyorum. Kabak çiçeğini de domatesi üstüne beyaz peynir ufalayarak sundum. Beyaz peyniri biraz kırmızı biberle karıştırmak da güzel olur sanırım.

Eh bu yaz sofrasının diğer bir güzeli de kırmızı biberler. Ocak üstünde közlemekle pek aram yok. hem çok zahmetli, hem çok sıcak, hem de sonradan temizliği uzun. Ben fırın tepsisine alüminyum folyo serip biberleri üstüne diziyor ve fırına veriyorum. 200 derece civarında sanırım. İyice közlendiğinde fırından alıp kabuklarını soyuyorum. Zeytinyağı, yarım limon, bolca ezilmiş sarımsak, karabiber ve tuzla hazırladığı sosun içine koyuyorum. Hazırlardan sağlıklı ve lezzetli, ocakta közlemekten kolay. Tam yazlık bir tarif.
Afiyet olsun.

Etiketler:

04 Temmuz 2008

SOĞUK YOĞURT ÇORBASI


Soğuk yoğurt çorbasını ilk olarak ilkokul öğretmenimin evinde yemiştim. Çok ama çok sevmiştim ve bir daha da hiçbir yerde denk gelip de yiyememiştim. Düğün davetiyemi götürdüğümde “Sizin bir yoğurt çorbanız vardı, hiç unutmuyorum onu” dedim. “Ah kızım kısmetinmiş” dedi. “Dolapta var.”
Yoğurt çorbasıyla ilişkim böyleydi. Zaten yoğurt çok severim. Yanında yoğurt yiyemeyeceğim hiçbir yemek olduğunu sanmıyorum. Tabii bu, öğretmenimin muhteşem yoğurt çorbasından değil. Bir yaz akşamı, evde çok yoğun çalışırken, hem serin hem de çabuk bir yemek hazırlama girişimim sonucunda ortaya çıkan, kendi uydurduğum yoğurt çorbası tarifi :)

MALZEMELER:
1 kg yoğurt
1,5 bardak su
1 bardak arpa şehriye
½ bardak haşlanmış nohut
Yarım demet nane
Yarım demet maydanoz
Zeytinyağı ve kırmızı pul biber

Şehriyeyi az sıvıyağda hafifçe kavurup üstünü biraz geçecek kadar su ekleyip kapağını kapayalım ve haşlayalım. Yoğurda su ve tuz ekleyip iyice çırpalım. Ben çok sulu sevmem, o yüzden cacığı da koyu kıvamlı yaparım bunu da öyle yaptım. İsterseniz biraz daha su ekleyebilirsiniz ama çok da sıvı olmasın, biraz kıvamı olsun. İçine haşlanmış nohut, şehriye, ince kıyılmış dere otu ve taze naneyi ekleyip karıştıralım. Servis ederken zeytinyağında kırmızıbiber kızdırıp üstüne gezdirelim. Ben zeytinyağında nane de kavurup üstüne koyuyorum bazen. O da yeşil yeşil güzel oluyor :)
Afiyet olsun...

Etiketler:

04 Mart 2008

ROKA VE PATLICAN SALATASI



Malzemeler:

4 közlenmiş patlıcan
2 demet roka
Cherry domates
2 diş sarımsak
Zeytinyağı
Nar ekşisi
Sirke (ben nar sirkesi kullanıyorum)
Tuz-karabiber

Bu benim çok sevdiğim bir salata tarifi. Bizim evlerimizde alışık olduğumuz yemek yanı salatalarından ziyade başlı başına bir öğün olarak yenilebilen bir salata.
Patlıcanları közleyip, soyduktan sonra dövülmüş sarımsak, tuz, karabiber ve biraz zeytinyağıyla salata haline getiriyoruz. Bir yanda rokaları yıkayıp küçük küçük doğruyoruz. Çukur bir kapta rokayı zeytinyağı, nar ekşisi, sirkeyle yaptığımız sosla iyice karıştırıyoruz. (Salata sosunu damak zevkinize göre değiştirebilirsiniz.) Düz bir servis tabağına önce patlıcan salatasını yayıyoruz. Ortasını hafifçe açıp buraya küçük bir tepe oluşturacak şekilde roka salatasını koyuyoruz. Cherry domateslerle süslüyoruz. Dilerseniz parmesan peynir de ekebilirsiniz.
Afiyet olsun.

Etiketler:

02 Ekim 2007

MAKARNA PAÇANGA


Bu makarnayı yapalı epey oldu aslında. Kayseri’den gelen pastırmalar sebebiyle bir çok pastırmalı tarif yaptım. Bir gün yemek yapmaya pek vakit yokken ama karnımız deli gibi acıkmış ve dolayısıyla güzel bir şey yeme isteğiyle doluyken de bu tarif çıktı ortaya. Aslında bir makarna tarifi ama geleneksel tatların daha çok aklımıza geldiği şu dönemde, sizin için de kurtarıcı olabilir.

Malzemeler:


1 paket yassı spagetti
100-200 gr pastırma
1 kırmızı dolmalık biber
2 yeşil dolmalık biber
1 küçük soğan
Rendelenmiş kaşar peyniri



Makarnayı paketteki tarife göre hazırlayın. Pastırmaların çemenlerini ayırıp 3-4 parçaya bölün. Soğanları yarım ay şeklinde doğrayın. Biberleri uzun şeritler halinde kesin. Malzemelerin hiçbirini çok ince kıymıyorum, tadı belli olsun, biraz diri kalsın diye. Bir sos tenceresine biraz zeytinyağı koyup soğanları ve pastırmaları kavurun. Biberleri de ekleyip ara sıra karıştırarak kapağı kapalı şekle pişirin. Sosumuzu makarnanın üstüne döküp, sıcakken kaşar peyniri rendesini de üstüne serpiyoruz. Masaya gelene kadar yemeğin sıcaklığıyla eriye kaşar peyniri pastırmalarla beraber muhteşem bir görünüm sergiliyor. Tadı da harika oluyor :)
Afiyet olsun!

Etiketler:

12 Eylül 2007

KAYSERİ MANTISI


İnsanın Türkiye’yi gezen bir yakını olmasının faydaları var tabii. Her hafta yurdun başka bir köşesinden oraya özel şeyler geliyor. Kayseri’den de tabii ki pastırma ve mantı geldi. Mantının küçüklüğü gerçekten kaşığa kaç mantı sığacağıyla ilgili sözün gerçekliği olduğunun kanıtı gibiydi ;) Pişireceğim sırada kutunun üstündeki resim dikkatimi çekti. Normalde benin yaptığım gibi hazırlanmamış gibi geldi. Görüntüsü farklıydı. Kutunun arkasını kontrol ettim, bir tarif konmuş ve gerçekten yapımını daha farklı tarif etmişler. Ben de bu sefer ona göre yapayım dedim. Sizi bilmem ama ben mantıyı pişirdikten sonra üstüne yoğurt onun üstüne de sosunu dökerim. Bu tarifte ise üstüne sos dökülmüyor. Mantı haşladıktan sonra fazla suyu süzülüyor. Bir tencerede tereyağına salça konup kavruluyor. İçine biraz su ekleniyor. Bu sos mantı tenceresine konup mantı da üstüne ekleniyor. Yani bütün mantı salçalı oluyor. Hazırlanan yoğurt da servis sırasında üstüne dökülüyor. Eh nane, kırmızı biber ve sumağı serpmeden olmaz. Onlar da en üste serpiliyor. Bana değişik geldi ve hoşuma gitti. Denemek isteyenler olabilir diye paylaşmak istedim :)
Afiyet olsun!

Etiketler:

08 Eylül 2007

SOĞANLI KÜÇÜK PİZZA


Malzemeler:
8 milföy hamuru
Bir tabak ufalanmış beyaz peynir
1 soğan
Kuru nane, kırmızı biber
Susam

Yine kolay ve çabucak hazırlanabilecek bir tarif :) Çay saatini, çocukların okul dönüşünü, ani gelen misafiri kurtaracak tariflerden. Milföy hamurlarını buzluktan çıkarıp çözülmeye bırakıyoruz. Soğanları yarım ay şeklinde ama biraz kalınca doğruyoruz. Biraz zeytinyağıyla çok öldürmeden hafifçe kavuruyoruz. Biraz yumuşamaları yeterli. Çatalla ezdiğimiz peyniri kuru nane ve kırmızı biberle karıştırıyoruz. Milföy hamurlarını tepsiye dizip üzerlerine önce peynir sonra soğanları koyuyoruz. Kenarlarına susam serpip fırına veriyoruz. 180 derecede milföylerin kenarları kabarıp kızarıncaya kadar pişiriyoruz. Sıcakken minik ikramlık tartlarımızı afiyetle yiyoruz ;)
Afiyet olsun!

Etiketler:

31 Temmuz 2007

LORLU BİBER TURŞUSU


Bu tarifi uzun zamandır denemek istiyordum. Manavda o güzel köy biberlerini görünce de, kolları sıvadım. Yapımı basit, çok uzun süre bekleme gerektirmeyen ve çok değişik bir turşu tarifi.


MALZEMELER:

15 çarliston biber
½ kg kor peyniri
Kekik (varsa taze)
Kırmızı pul biber
3 diş sarımsak
Zeytinyağı, tuz

Biberleri yıkayıp saplarını, sonra üstüne kapamak için kenara ayırıyoruz. Biberleri kaynar suda beş dakika haşlıyoruz. Bir tabakta lor peyniri, kekik, kırmızı biberi karıştırıyoruz. Haşlanan biberleri soğuk suya koyup süzdükten sonra içlerini lorla dolduruyoruz. Hava almayacak bir kaba koyup üstünü geçecek kadar zeytinyağı koyup içine sarımsakları, tuzu ve varsa taze kekik dallarını koyuyoruz. Hava almayacak şekilde kapayıp en az 3 gün bekletiyoruz. Ama ben bir hafta sonra yediğimde daha güzel olduğunu düşündüm :)

Afiyet olsun!

Etiketler:

04 Haziran 2007

YAZ, MEYVELER, KEDİLER (bir de patlıcanlı bulgur pilavı)



Yaz günleri... Her mevsim dönümünü kutlarım kendimce. Ama bu her mevsimi sevdiğim anlamına gelmez tabii. Daha önce çokça söyledim belki, ama bir türlü sevemedim şu yazı. Çok sıcak. Ben sıcaktan hiç hoşlanmam. Ama yaz meyveleri yok mu... İşte bir tek onlar çekilir kılıyor bu sıcak mevsimi. Yaz gelince, hava bu kadar sıcak olunca insanın canı ne bir yemek çeker ne de yapabilir. Tabii canının istemediği hiçbir şeyi yapamayan biri olmak bana özgüyse bilemem. Ama sonuçta sıcak günlerde beslenme anlayışım şu yanda gördüğünüz güzellerle oluyor. Görüntüsü bile insanı mutlu ediyor galiba meyvelerin, hele mevsimindeyse, hele tazecikse.
Dolayısıyla mutfak maceraları sekteye uğruyor. Eh hiç mi yemek yemiyoruz? Yiyoruz tabii. Mesela patlıcanlı bulgur pilavı.

En sevdiğim lezzetlerden biri. Cacık veya salata. Yazın vazgeçilmezleri. Aslında patlıcanlı bulgur pilavı benim için çok sıradan bir yemek olsa da birçok arkadaşımın böyle bir yemekten haberi olmadığını duyunca hep şaşırıyorum. Yapımı oldukça basit. 1-2 patlıcanı küçük doğrayıp az ağda çevirerek kızartın. İnce kıyılmış soğan ve biberi kavurup, patlıcanları da üstüne koyup (ben gerçi hepsini aynı tencerede yapıyorum) üstüne bulguru ve suyu koyup, tuzunu da ekip kapağını kapıyoruz. Yanına da bir güzel yoğurt koyup afiyetle yiyoruz.
Ne yazsam araya bir yemek tarifi giriveriyor galiba. Aslında tarif vermek için başlamamıştım yazıya :) Hafta sonumu anlatmak istemiştim. Böyle havalarda hafta sonları insan nereye gitsek diye bakınmaya başlıyor. Artık ev yetmiyor. Hele önünüzde çok yoğun geçecek iki hafta varsa, ve içinizde adın koyamadığınız bir sıkıntı da varsa... Genelde deniz kenarları özlenir böyle durumlarda, deniz şehirlerinde sahile inilir. Oralardaki bahçeler, çaycılar, lokantalar tercih edilir. Ama bu sefer ben istemedim. Belki denizi olmayan şehirlerdekiler bu dediğimi anlamsız bulacak ama sıkıldım deniz kenarına gitmekten. Deniz kenarında kahvaltı etmekten. Niyeyse bu hafta sonu hiç de içimi açmadı. Ben ve içimdeki sıkıntı yeşile ihtiyaç duyduk. Ağaçlar, meyveler, serinlik, yaprak gölgeleri arasından süzülen ışık huzmeleri...



Ve kendimi Yeniköy Kahvesinde buldum. Bir kez kışın gelmiştim buraya. Ama şimdi ağaçlar yeşermiş, meyveler renklenmiş. En önden bir masa bulduk şansımıza. Aradan deniz de gözüküyor isteyene. Sonra minik bir kedicik geldi. “Ben sana geldim. Tüm sıkıntını alıp uçuracağım” dedi. Kucağıma çıktı. Bir güzel yerleşti ve sakin sakin uyudu mırlayarak. O kadar güzel ki. Bir canlı, sizden hiç şüphe etmeden, hiç zarar beklemeden, hiç korkmadan kendini nasıl da sevgiyle bırakabiliyor size. Hiç korumasız, gardsız... Öylece yatıp uyuyor.



Dönüyor, göbeğini açıyor, patisini size sarıyor... Sanki bu dünyaya insanları mutlu etmeye gelmiş kediler. Nasıl da tüm anlamsız iç sıkıntısını alıp havaya karıştırıyor. Sonra kafanızı kaldırıp başınızın üstünde fark etmediğiniz vişneleri görüyorsunuz dalında, ağaçların birbirine dolanmış dalları arasından erikler de gülümsüyor. Birden hayat güzelleşiyor, birden yüzüm gülüyor. Şimdi her şey güzel görünüyor.



Bir de Yeniköy Fırınına gidip ne alsam diye bakınıyorum. Gözüme uzun pide gibi bir şey ilişiyor. “Mahlepli Paskalya Çöreği” diyorlar. Sardırıp başka bir ağaç altı bulunuyor. Çaylar söylenip koparılarak yeniyor mahlepli paskalya çöreği. “Aa, içine kuru üzüm koymuşlar bunun” diyerek, çaylar yudumlanıyor. Denize, yeşile, İstanbul’a ve kedilerine koca bir teşekkür tebessümü veriliyor...

Etiketler:

15 Nisan 2007

SEMİZOTU SALATASI


Beklenmedik anlarda gelenler hep daha keyifli sanki. Bütün yaz güneş var, bütün yaz hava sıcak, dışarıda oturur, dışarıda yeriz. Ama o kadar önemli değildir. Ne zamanki yağmurlu, puslu günler arasından güneş gülümser herkes dışarı atar kendini. Bebek arabaları, tasmalarda sevimli köpekler, yüzde gülümseme… Böyle zamanlarda güzel bir salata yapıp sevilen bir arkadaşla balkonda oturmak, üstte hırka gözde güneş gözlükleriyle, ve güneşin yüzüne çarpması çok büyük keyif oluyor. Öyle bir günde, öyle bir keyfine eşlik eden bir semizotu salatası :)
Bir demet semizotu temizlenip yaprakları ayıklanır. Birkaç dal taze soğan ince ince kesilip üstüne eklenir. Yanına domatesler kesilir. Üstüne biraz mısır, bir-iki kurutulmuş domates (ama şöyle en doğalından, ev yapımı, halis zeytinyağında sarımsakla durmakta olan). Yanlarına eğlence olsun diye ekmek yerine pizza krakerle serpilir. Bir kapta yoğurt, zeytinyağı, birazcık soya sosu e sevilen baharatlar karıştırılıp üstüne sosu da dökülünce salatamızı tamamdır. Bol vitaminli, sağlıklı, güneşin altına yakışan rengarenk bir salata. Yanına da bir bardak taze portakal suyu alınır. Güneşin, sebzenin, arkadaşlığın tadı çıkarılır.
Bu bir tarif midir? Sanmam. Ama bir paylaşımdır:) Keyifli bir anın çoğalması için, başkalarına da lezzetli bir salata yapma ve tadını çıkarma isteği versin, bunların da mutluluk olduğunu hatırlatsın diye belki…

Etiketler:

23 Şubat 2007

KIYMALI MİLFÖY RULO



Bence insanı en çok eğlendiren yemek yapma tarzı evdeki malzemelerden bir şeyler yaratmaya çalışırken oluşuyor. Bu da öyle bir tarif. Börek yapma fikriyle mutfağa gidip yapılmış bir şey değil, kendiliğinden böreğe dönüşen bir tarif.
Hani çok güzel bir kıymalı sos yaparsanız makarnaya. Ama azımsarız ya hep yaparken, biraz çok oluverir. Akşam yemek yenir, makarna biter ama bir kakarsınız ki sos artmış. Dolaba kaldırılır. Bazen orda unutulur gider. Veya diğer gün çıkarıp çıkarıp bakılır “ne yapsam ki bunu” diye. Eh en olmadı acıktığınız bir anda ekmeği arasına koyar yersiniz. Ama benim canım öyle bir şey istemiyordu. Ne yesem diye bakınırken dolapta bir parça kalmış sos bana göz kırptı. Eh bir daha makarna yapacak halim yok. Aklıma buzluktaki milföyler geldi.

Milföyleri çıkardım, oda sıcaklığına gelsinler diye bekledim. Bu arada sosu ısıttım. Biraz kaşar peyniri doğradım. Milföyler yumuşayınca oklavayla dikdörtgen olacak şekilde açtım. Ben öyle çok kabarık üçgen milföyleri sevmem, biraz incelince hamur daha çok hoşuma gidiyor. Ortasına biraz kıymalı sostan, üstüne biraz kaşar peyniri… Uçlarını birleştirip köşelerini katlayarak rulo şekline getirdim. Üstlerine de iki derin çizik—ki kabarıp patlamasın milföy :)—atıp, biraz çörek otu serptim.


200 derece fırında 15-20 dakika pişirdim. Ve işte akşamki sostan kıymalı böreklerim oldu çayın yanına. :)

Etiketler:

18 Ocak 2007

TATLI-EKŞİ SOĞAN


Biz genelde soğan seven insanlarız dersem yanlış bir genelleme olmaz sanırım. Ben soğan sevmeyen kimseyi tanımıyorum. Kokusunu zaten baştan umursamayıp etrafımızdakileri soğan yemeye zorlamak suretiyle (onlar da pek karşı koymuyorlar;) ) o sorunu bertaraf ediyoruz. Ama kimi insanlarda mide yanmasına sebep olabiliyor. Bu durumda bile bazı yemeklerle soğan yeme alışkanlığımızdan, salatadaki soğan vazgeçemiyoruz. Eh ben de salatanın kendisi soğan olsun dedim ;) Piştiği için koku ve mideyi rahatsız etme sorunu da ortadan kalkıyor. Tarifi denerken bizim damak tadımıza fazla mı uzak olur diye biraz çekindim açıkçası ama sofraya koyduğumda benden önce tadına bakanların yüzlerindeki memnuniyet ifadesi endişemin yersiz olduğunu gösterdi.
Tarif oldukça basit. Kırmızı soğanları sekize bölüyoruz. Soğanlar küçükse dörde de bölebilirsiniz. Ama dağılamamaları için soyarken başlarını kesmiyoruz. 3 büyük kırmızı soğan için 2 yemek kaşığı hardal, 2 yemek kaşığı bal, 2 yemek kaşığı sirke ve 2 yemek kaşığı zeytinyağını karıştırıyoruz. Soğanları fırın kabına koyup karışımı üstlerine döküyoruz. Fırçayla veya elinizle üstlerinin sosla kaplanmasını sağlayın. Üzerini kapatıp (ben folyo kullandım) 220 derece fırında 20 dakika pişiriyoruz. Sonra üzerini açıp 15 dakika kadar daha pişiriyoruz ki güzelce kızarsınlar.
Servis edeceğiniz kaba alınca üstüne biraz da sızma zeytinyağı gezdiriyoruz ve sofrada yerini alıyor.
Afiyet olsun :)

Etiketler:

SEBZELİ KIŞ TARTI

MALZEMELER:
Hamur için:
125 gr tereyağı
2 su bardağı un
¼ su bardağı buzlu su

Sebzeli iç:
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 soğan
1 yeşil biber (dolamalık/çerliston vs.)
1 patates
100-150 gr brokoli
1 havuç

50 gr tereyağı
¼ su bardağı un
1 su bardağı süt
(Dar zamanlar için alternatif:
Hazır beşamel sos)
2 yumurtanın sarısı
½ su bardağı kaşar peyniri rendesi

Üstüne sürmek için 1 yumurta

Malzeme listesi çok kalabalık gözüktüğü için göz korkutabilir ama aslında çoğu evlerimizde hep olan şeyler. Bu benim uzun zamandır yapmak istediğim bir tarifti. Ama arkadaşlarımızın geleceği bir gün yapayım istiyordum. Sonuçta öyle bir gün geldi. Ben de işe koyuldum. Öncelikle tarifin tümünü okumakta kararsız olanlar için yapılışıyla ilgili kısa bir özet vereyim. Hamur hazırlıyoruz, sebzeleri haşlıyoruz, beşamel sos yapıyoruz ve birleştiriyoruz. Listede belirttiğim gibi hamur ve sebzeleri hazırladıktan sonra sosla vakit kaybetmek isterseniz kutuda hazır satılan soslarda alabilirsiniz.
Unu bir kaba eleyip içine küçük parçalar halinde 125 gram tereyağını ekliyoruz. Bıçakla kesebileceğiniz gibi elinizle yağdan parçaları kopararak da koyabilirsiniz. Tereyağı ve unu iyice birbirine yedirerek ekmek kırıntısına benzer bir gürünüm elde edene kadar parmaklarımızın ucuyla yoğuruyoruz. suyu yavaş yavaş ekleyerek kıvamlı bir hamur olana kadar yoğurmaya devam ediyoruz. Hamuru ikiye bölüp yarısını oklavayla 21 cm çapında açıyoruz ve hafifçe yağladığımız tart kalıbına yayıyoruz ve 20 dakika buzdolabında bekletiyoruz. hamurun geri kalanını üstüne kafesli görüntüyü yapmak için kullanacağız. Bu iş de biraz caydırıcı gözükebilir. Çoğumuz böyle şeyleri yapamayacağımız düşünerek hiç denemeyiz bile. Aslında ben de biraz çekinerek denedim ama aslında oldukça kolaymış. Bunun için hamuru 25 cm çapında açıp şeritler alinde kesiyoruz. Bir yağlı kağıdın üzerinde kafesi hazırlayacağımız için tezgahımıza kağıdı yayıyoruz. Bence bunun altında bir de tepsi olsa taşımak bakımından oldukça kolay oluyor. Şeritlerin yarısını aralarında 1 cm kadar mesafe bırakarak diziyoruz. Kalanını da örgü oluşturacak şekilde bir alttan bir üstten geçirerek yerleştiriyoruz. Hamur çalışması oldukça rahat bir kıvamda olduğu içim şeritleri kaldırıp altından diğerini geçirmek sorun olmuyor. Hamur uzamıyor ya da kopmuyor. Sonra bunun üstüne streç film örtüp buzdolabına koyuyoruz.
Tart kalıbındaki hamura çatalla birkaç delik açıp üzerine yağlı kağıt seriyoruz ve ağırlık yapması için bir avuç kadar fasulye veya nohut koyuyoruz. 180 dereceye ısıtılmış fırında 10 dakika pişirdikten sonra kağıt ve fasulyeyi atıyoruz ve tekrar fırına atıp 10 dakika daha pişiriyoruz ve soğumaya bırakıyoruz.
İçini hazırlamak için patates ve havucu küçük küçük doğrayıp, brokolileri çiçeklere ayırıyoruz ve hepsini haşlıyoruz. Bir tavada yağda soğanları ve biberleri kavuruyoruz. Sonra suyunu süzdüğümüz haşlanmış sebzeleri ve soğanları bir kapta birleştirip karıştırıyoruz.
Bir tavada tereyağını kızdırıp unu ekliyoruz ve karıştırarak kavuruyoruz. (2 dakika kadar)sütü yavaş yavaş ilave ederek krem kıvamına gelene kadar karıştırıyoruz. Bir dakika kaynadıktan sonra ateşten alıyoruz ve sürekli karıştırarak yumurta sarılarını ekliyoruz. Peyniri de ekleyip karıştırınca sosumuz hazır. Eğer bunun yerine hazır beşamel sos kullanırsanız içine bir çırpılmış yumurta sarısı ve kaşarı eklemeniz yeterli olacaktır.
Beşamel sosu sebzelerin üstüne döküp karıştırıyoruz ve tart hamurumuzun içine döküyoruz. Üstüne kafesi koyup fırçayla yumurtayı sürüyoruz. 180 derece fırında 30 dakika kadar (ya da hamurun rengi dönene kadar) pişiriyoruz.
Sebze severlere şiddetle tavsiye olunur :)
Bu arada tarifi aldığım “Vejetaryen yemekleri” kitabında tartların süslenmesiyle ilgili bir bilgi verilmiş, ilginizi çekebilir. Açık servis masalarında tartlar karışmasın diye tuzlu olanlar süslenir ve meyveli olanlar sade bırakılırmış. Ayrıca hamurdan istediğiniz şekilleri keserek süsleyebilir veya isim de yazabilirsiniz.

Etiketler:

15 Aralık 2006

YE#17 PEYNİRLİ KABAK MEZESİ


MALZEMELER:
3-4 dolmalık kabak
100 gr krem peynir
4 dolamlık kırmızı biber (közlenmiş)
Taze nane, dereotu (hangilerini seviyorsanız)
1 diş sarımsak
Taze çekilmiş karabiber

Bu, evdeki malzemelere bakıp hızlıca hazırlanmış bir ikram yaratmak isterken uydurduğum bir tarif :) Sofrada güzel bir meze oluyor ve çabuk hazırlandığı için de acil durumlarda çok işe yarayabiliyor. Kabakları ortadan ikiye bölüp içlerini oyalım. Bende yuvarlak dolmalık kabaklardan vardı ve sunumu daha güzel oldu, eğer bulabilirseniz bu cins kabak kullanın. İçini de çok fazla oymamak da fayda var, hem kabaklar dağılmasın diye hem de biraz kabağın tadını da alalım diye. Kabakları haşlayalım, biraz diri kalsalar iyi olur. Alternatif olarak üstlerine zeytinyağı gezdirip fırına da konabilir ama ben böyle denemedim. Tencereden kabakları süzerek alalım ve üstlerine biraz zeytinyağı gezdirip tuz ve karabiberle çeşnilendirelim.
İçini hazırlamak içinse, krem peynir(labne de olur tabii), közlenmiş biber, sarımsak ve dereotunu rondodan geçirin. Ben dereotunu tercih ettim ama kendi damak zevkinize göre sevdiğiniz başka biri taze yeşilliği de kullanabilirsiniz. Hazırladığımız içi kabaklara dolduralım, üstlerini taze nane yapraklarıyla süsleyelim.
Afiyet olsun!

Etiketler:

22 Kasım 2006

KAŞARLI BİSKÜVİ



MALZEMELER:
250 gr tereyağı
100 gr kaşar peyniri
2 yumurta
4 bardak un
1 kaşık tuz
Kırmızı biber/çörek otu

Evet çok yoğunum, evet uzun süre mutfağa hiç giremeyeceğimi hatta yemek yemenin bile bir zaman kaybı gibi görülebileceğini düşünmüştüm tarafımdan. Ama insana mutfakta olmak terapi gibi gelince, dolan kafasını rahatlatmak, stersi azaltmak için kendini mutfağa atıp ne zamandır yapmak istediği bisküvi tarifini yapmak ve ne zamandır denemek istediği kurabiye kalıplarıyla kesmek aklınıza gelebilen en dinlendirici şey olabiliyor. Biliyorum bazılarınız diyebilir ki “ya insan kendine o kadar zor zaman ayırdığı bir dönemde bunu mutfakta mı geçirir, niye daha fazla yorar kendini”. Haklısınız amma inanın ben birden neşeli ve rahatlamış biri oluyorum. Gerçi itiraf edeyim ki sonraki toparlama kısmı biraz canımı sıktı. Onu da yapacak bir olsa evde ne muhteşem olurdu :)

Aslında yapımı oldukça basit ve gördüğünüz gibi çok malzemesi de yok. Asıl tarifte bir yumurta diyordu ama benim hamurumu bir arada tutmaya iki yumurta yetti. Yumurtaların boyları burada önemli oluyor. Tarifte hamura bir yumurtanın sarısı konuluyor, eğer yumurtalarınız büyük boy veya çift sarılıysa buna sadık kalabilirsin.
Öncelikle oda ısısındaki tereyağıyla unu ve tuzu yoğuralım. Kaşar peynirini de rendeleyip hamura katalım ve iyice yoğurup hamurla bütünleştirelim. Daha sonra bir yumurtayı ve bir yumurtanın sarısını biraz çırptıktan sonra karışıma ekleyelim. Tekrar yoğuralım. Yumurtanın beyazını üstüne sürmek için ayırmayı unutmayın.

Hamurumuz artık hazır. Hafifçe unlanmış bir tezgahta ince bir hamur açalım. Milimetrik bir hesap veremeyeceğim ama ne çok enli ne de çok çok ince olmasın. Sanırım 4-5 mm gibi bir kalınlığı olacaktır. Çok ince olursa tahmin ederseniz ki hemen yanarlar ama bisküvi kıtırlığında olabilecek bir incelikte olması gerek. Dilediğiniz kurabiye kalıplarıyla veya bir çay bardağının ağzıyla hamurdan bisküviler kesip yağlı kağıt serilmiş veya yağlanıp un serpilmiş tepsiye dizin. Üstlerine yumurta aklarını fırçayla sürdükten sonra dileğiniz göre kırmızı biber veya çörek otu serpiştirin. 175 derece fırında üstleri kızarana kadar (yaklaşık 20 dakika) pişirin.
Bu ölçüden orta boy bir fırın tepsisiyle 2 tepsi bisküvi çıkıyor. Oldukça çabuk tükeniyorlar benden söylemesi ;) Çayın yanında birkaç tane yediğinizde oldukça tok tutuyorlar.

Afiyet olsun!

Not: bu kadar çok resim yeni kullandığım kurabiye kalıplarımın hatırına, tahmin ettiğimden daha eğlenceli sonuçları oldu, çok hoşuma gitti :)

Etiketler: ,

09 Ekim 2006

BISCUIT EKMEK veya HIZLI EKMEK


Bu ekmeği nasıl adlandıracağıma pek emin olamıyorum. Amerikalılar “bisküvi” diyorlar. Ama Avrupa’nın genelinde ve bizde bisküvi denince kıtır kıtır, ince bir kraker kastedilir. Bisküvi deyince benim aklıma tatlı bir hamur işi gelir. Fakat Latince’de “iki kez fırınlanmış” (çifte kavrulmuş :) ) anlamına gelen “biscuit” Amerikalılar için anneannelerinin pişirdiği geleneksel bir tat. Bunlara hızlı ekmekler de deniyor. Çünkü pişirmeden önce hamurun kabarmasını beklemiyorsunuz. Biz ise bu bisküvi ekmekleri Kentucky Fried Chicken’larda görüyoruz. Sizi bilmem ama ben ve tanıdığım insanların çoğu söz konusu fast food restoranındaki bu ekmeklere bayılır. Hep yapmayı da istemişimdir ve internet sayesinde artık her türlü tarifi bulmak mümkün oluyor. Denedim ve gerçekten yapabildiğime çok sevindim. Amerikalılar genel olarak kahvaltıda tüketiyorlar bu ekmeği. Tereyağı ve bal veya reçelle. Ana yemeklerin yanında servis edebiliyorlar. Eğer siz de bu ekmekleri hep beğenmiş olanlardansanız veya çok çabuk bir ekmek yapmak istiyorsanız denemenizi tesviye ederim. Belli püf noktalarına dikkat ettiğinizde yapımı hiç de zor değil :)
Malzemeler:
350 gr un
1 paket kabartma tozu
1/2 çay kaşığı tuz
1 kaşık toz şeker
110 gr tereyağı
150 ml süt
1 yumurta (hafifçe çırpılmış)
Üstüne:
1 kaşık süt
1 yumurta

Büyük bir kasede un, kabartma tozu, tuz ve şekeri karıştırın. sonra tereyağını ekleyeceğiz. Burada tereyağının soğuk olması gerekiyor. Yağı bıçakla veya elinizle küçük parçalara ayırarak hamura ekliyoruz ve yoğuruyoruz. Ekmek kırıntısına benzeyen bir hamur elde edene kadar yoğurun. Daha sonra süt ve yumurtayı ekleyeceğiz. Fakat unlar çeşitlerine, markalarına göre farklılık gösterebiliyor o yüzden sütün hepsini birden hamura eklemeyin. Önce yarısını ve yumurtayı ekleyin, hamurunuzun bir araya gelene kadar süt ekleyebilirsiniz. bu hamurda önemli olan bir diğer noktada hamuru fazla yoğurmamak. Sadece hamur bir araya gelene kadar yoğurun ve bırakın. Bu hamurun çok fazla yoğrulmaması çok önemli. Eğer ekmeğiniz piştiğinde sert olursa çok yoğurmuşsunuz demektir. Sonra hamuru 1,5 cm kalınlığında açıyoruz. Bir bardağın ağzını hafifçe unlayarak yuvarlak parçalar kesip fırın kağıdı serilmiş tepsiye diziyoruz. Tepsiye dizerken aralarında boşluk bırakmadan, yanak yanağa dizmek gerekiyor:) Yoksa ekmekler kabaracağına yana doğru yayılıyor. Yumurta ve sütü çırpıp üstlerine sürüyoruz. Bu tariften 12 tane ekmek çıkması gerekiyor. Daha fazla çıkacak gibiyse hamuru ince açmış olabilirsiniz. Hamuru elinizle bile açabilirsiniz çünkü biraz kalın olması gerekiyor zaten. Önceden ısıtılmış fırında 200 derecede 10-15 dakika pişirin. Yüksek ısıda pişirilmeleri için üstü kızarmış, kabarık ve içiyle yanları bembeyaz ekmekler elde etmenizi sağlıyor.
Sıcakken servis edilmesi güzel oluyor. Yiyeceğinize yakın pişirmeniz en iyisi olur. Taze taze fırından çıkmış sıcak hallerinin en güzeli olduğunu tahmin edersiniz ;) Oldukça doyurucu ve tok tutucu ekmekler oluyor. Kalanları yemek için ısıtmak iyi olur. Ben aralarına kaşar peyniri koyup fırında ısıttım. Tavsiye ederim :)
Afiyet olsun!

Etiketler: ,

04 Ekim 2006

PEYNİRLİ RULO



Bunları da yine İpekcigimle uzun sürecek muhabbetlerimize eşlik etsin diye hazırladım. Çay yanına, akşam atıştırmasına, sabah kahvaltısına birebir. İlk defa denedim bu tarifi ve hem benim hem yiyenlerin hoşuna gitti. Önce hamur açmak gerekiyor diye biraz gözüm korkmuştu ama öyle zor bir hamur açma işlemi yokmuş, elle bile halloluyor. Tahmin ettiğimden kolay yapılıyormuş yani…
Malzemeler:
2 yumurta
1 kahve fincanı yoğurt
1 kahve fincanı sıvıyağ
200 gr margarin
1 tatlı kaşığı tuz
1 paket kabartma tozu
4,5 su bardağı un
İçi:
200 gr beyaz peynir
Nane, kırmızı biber

Margarini eritip biraz ılınmasını bekleyelim. Yumurta sarılarından birini ayırıp derin bir kaba kalan yumurtaları, yoğurdu, sıvıyağ ve erittiğimiz margarini, tuzu koyup karıştıralım. Eğer hamur işlerinin daha az yağlı olmasını tercih ediyorsanız sıvıyağ miktarını azaltabilirsiniz. Kardeşimin çok beğeneceği gibi ama bana biraz yağlı gelen bir çörek oldu çünkü :) Siz de benim gibi yağ kullanma alışkanlığı olmayan biriyseniz miktarı azaltabilirsiniz yoksa bu ölçüler gayet lezzetli bir çörek yaratıyor. Un ve kabartma tozunu kaba ekleyip hamuru yoğurun. Hamuru kenara alıp 10-15 dakika dinlendirin.
İçi için beyaz peyniri ezip dilediğiniz baharatlarla karıştırın. Maydanoz, dereotu gibi yeşillikleri ince kıyıp peynire ekleyebileceğiniz gibi kuru baharatlardan da faydalanabilirsiniz. Nane ve kırmızı biber benim hoşuma gitti.
Dinlenen hamuru altı parçaya bölün ve un serptiğiniz tezgahta yuvarlak şekilde açın. Bu açma işlemi elle gayet rahat yapılıyor. Yuvarlak açtığınız hamuru dörde bölün. Elde ettiğimiz üçgen parçaların geniş kenarına peynirli içten koyup rulo şeklinde sarın.
Tepsiyi yağlayıp un serpin veya yağlı kağıt serin. Ruloları tepsiye dizdikten sonra ayırdığımız yumurta sarısını üstlerine sürüp susam veya çörek otu serpin. 160 derece fırında üstleri kızarana kadar pişirin.
Afiyet olsun!

Not: Fotoğraf fikir olması için tarifi aldığım Boyut Yayın Grubu’nun ‘İkindi Keyfi’ kitabından alınmıştır. Fotoğraf çekme imkanım yoktu daha önce belirttiğim gibi, ama nasıl görüneceği konusunda fikir olsun istedim :)

Etiketler: